Facebook sayfamıza gitmek için tıklayınız
Üye Girişi  |  Üye OL         
DUMRUL ile AZRAİL
SADABAD KONSERİ
MÜZİK ve RESMİN ANLIK ETKİLEŞİMLERİ
YAŞAYAN HAZİNE
2006 MOZART YILI ETKİNLİKLERİ
SANA SENİ ÇALAYIM...
YILDIZLARIN MELODİSİ
KAİNAT SENSİN!
MEVLEVİ BESTEKARLAR
SUYUN GİZLİ MESAJI
GÖRSELLERLE ANLATILAN ARAŞTIRILAR
HER BEDEN DUYAR (EVERY BODY HEARS)
SAĞLIKLI KİLO KONTROLÜ KONFERANSI
SÜRDÜRÜLEBİLİR YAŞAM FİLMLERİ
ÇELİK YAPILAR HAFTASI 2010
İZMİRde NATUREL ETKİNLİKLER
Dostlarımız için Duyuru
MÜZİKLE TERAPİ
 
 

GÖRSELLERLE ANLATILAN ARAŞTIRILAR

Tarih 27 ve 39 Kasım 2008
Ziyaret saatleri 19.00
Yer Askeri Müze Harbiye Kültür Sitesi
UZMAN : ERSİN ALOK
ETKİNLİK İÇERİĞİ

Ersin Alok, Edebiyat Fak. Psikoloji Bölümü ile İ.İ.T.İ. Akademisi Ticaret ve Gazetecilik Bölümlerini bitirdi. M.S.Ü. Fotoğraf Enstitüsü’nün kuruluşunu yaptı. Doğa ile olan ilişkileri, dağcılık ve su altı çalışmaları onun için “yaşamının tadı oldu” denebilir. 1953’te dağcılığa başlayan Alok’un yurtiçinde 189 çıkışı vardır. Dünyanın çeşitli yerlerinde derin su dalışları yaparak fotoğraflar çekti. 1967’de profesyonel olarak fotoğrafa başladı ve V. Paris Bienali’nde Birincilik Ödülü aldı. Arkasından Roma, Brüksel, Sofya, Varşova ve ABD Berkley birincilikleri geldi. 1989’da Dünya Fotoğrafçıları Birliği, Helsinki’de Alok’a Asya’yı temsil etme hakkını verdi. 2005’te Dünya Kardeşlik Ödülü, 2006’da Uluslararası AFAD Fotoğraf Ödülü ve 2008’de Türkiye Bilimsel Fotoğraf Ödülünün sahibi oldu. 268 kişisel sergi açan Alok’un, ayrıca 93 kişisel yurtdışı sergisi vardır. 35 /16 mm. olarak 38 dokümanter filmi gerçekleştirdi, 2000’i aşkın araştırı konferansları verdi. Bugüne dek 45 kitabı yayınlandı. Digital ortama taşınmış 7.5 milyon dialık bir arşivle Orta Doğu’nun sayılı Dia Bank’larındandır. Paylaşmanın, tek varoluşçuluk olduğuna inanır. Görselliğin mutlaka paylaşılması gereğini savunur.

 

 

FIRAT’ın GİZEMİ

27 Kasım, Perşembe, 19.00

Kocatepe Salonu

 

Mezopotamya Havzası’nın kuzeyi Fırat ve Dicle Nehirleri’nin arasındaki tarihsel toprak, gizemli topraklar diye anılır. Fırat, Karasu ile doğduktan sonra büyük bir hızla Basra Körfezi’ne, Dicle ile birleşerek akar. İçinde bilinmeyen gizemleri taşıyarak.

 

M.Ö. 16 bin yıllarına değinen zaman sürecinin izleri vardır bu topraklarda. Tarih, inatla prehistoric yaşamı sürdürür. 10 binleri aşan mağaralar, gizemlerini bu topraklarda saklarlar. Halen yaşam mağaranın önündedir.

 

İlkçağ, tanrı adına kurbanların verildiği inançlar dünyasıdır. Pek çok mağara bu rituel için zamanımıza kadar gizli kalmıştır. Güneş Mabedleri bu bölgenin inançları içinde dünyadaki 4 mabedden biri olarak vardır. 26 Mayısta içeri giren nokta güneş ışığı yaşamın yeniden doğmasının sembolü olarak günümüze kadar gelir. Fırat, sanki bir canlı gibi yaşar ve büyür. Fırat yaşamı içinde kendisine bağlı medeniyetleri de zaman zaman içine alarak yutar. Yeni, yeni dünyalar doğurur.

 

Haçlı seferlerinin başlaması ve finali ile Ramles Castle yani Rum Kale, Fırat’ın kenarında sanki bütün yaşanmışları kaydeder gibi durur. İçindeki şapeller Kudüs’ten dönen şövalyeler tarafından  inşa edilmişlerdir. İnançla zaman yanyana gelerek, Fırat’ın bu bölümünde olağandışı yaşanmıştır. Şimdi ise, Fırat’ın üstünde onların sesleri var.

 

Anadolu’nun büyük inancı mandaladır. Her büyüyen klan, bu sembole kendini koruyan ve büyüleyen sembol olarak inanır. Bu yüzden mandala sembolü Fırat’ın her yerindedir.

 

Yaşamla ölüm arasındaki ince çizgi, yaşamın belli olmayan yüzündedir. Yaşayanlar zamana istemese de koşarlar. Gelenlerse, zaman dilimini terkedenler olarak Ehnes’de Maho’nun evinden Fırat’a bakarlar. Arkamdaki aynada oysa Fırat’ı görüyorum.

 

İnanç, bu topraklarda kutsallığı sembolize eder.

Dar-ül Zefaran, yaşamın gizemini kubbesinin üstünden en basit haliyle bize anlatır. Kelaynaklar, duvarlara sığınır. Leylekler bereketi Fırat’tan toplarlar.

 

Herşey yeniden başlamak gibi suyun ardından yeniden gelişir, zamana karşı.

 

Bütün bunlar bir sandığın içine konarak ve üstü kapalı olarak bize sunulur.

Ben bu sandığı açmaya korkuyorum. İçinde Fırat’ın gizemi var, biliyorum.

Sandığı siz açar mısınız benim yerime?

 

Zaman Zamana Karşı..

30 Kasım 2008, Pazar, 19.00

İnönü Salonu

 

 

İnsanlık tarihinin ilk izleri kayalar üstüne çizilen resimlerle başlar. Bu anlatım Anadolu’nun en zengin kaynaklarından biridir.

 

İlk çizgiler, istek ve arzu resimlerini doğuran organik figürlerdir (Petroglifler). İnsanlık tarihi, yaşadığımız zamana yaklaştıkça biçimler, estetik kuramlarla ve sembollerle şekillenir.

 

Zaman, insanoğlu için rengi, biçimi ve sembolü, onun inançları ve istekleri doğrultusunda kurgular. Sosyal düzen içinde, buna uyum sağlayamayan psikososyobiyolojik canlıların, duygularını renk, biçim ve sembollerle anlatan yapıtlar oluşturdukları görülür.

Psikososyobiyolojik organizmanın yaşamı, içindeki toplumsal uyuşmazlıkları, doğuş bozuklukları ve onun dünyasının evrendeki uyuşulmamış yeri, onu farklı yapar.

Dini inançların hayallerini büyütmek ve etkinleştirmek için resmin ögelerini de kullanırlar. Bu gerçek olmayan, fakat gerçekmiş gibi sunulan sembollerle, yeni bir görsel dünya kurmak anlamına gelir. Yaşam öykümüzdeki sembolik içerikler, toplumsal ve kişisel yapılarla farklı anlatımlardan veya anlatılanın gizliliği içinde kullanılan biçimlerden oluşur.

 

Semboller yaşamımızın içindeki vazgeçilmezlerdir.

‘Zaman Zamana Karşı’, insanlığın, ilkel duygularını anlatma konusunda çizgi ve rengi, bilinçli ya da bilinçsiz sembollerini nasıl kullandıklarını görsellerle anlatan bir araştırıdır.

©FESTİVA Organizasyon A.Ş. - 2017
  EFES TECHNOLOGy

Bu site 23 Eylül 1999'dan beri 1644717 kez ziyaret edilmiştir